Her büyük depremin ardından medyada ve sosyal mecralarda aynı karmaşa yaşanır: “7.7 büyüklüğünde bir deprem mi oldu, yoksa 7.7 şiddetinde mi?” Gazeteler bazen ikisini birbirinin yerine kullanır; yorumculara göre sayı kimi zaman “şiddet”, kimi zaman “Richter” olur. Oysa bu iki kavram — büyüklük (magnitüd) ve şiddet — hem tanım hem ölçüm yöntemi hem de anlatmak istedikleri fiziksel gerçeklik açısından birbirinden tamamen farklıdır.

7.0 rakamı depremdeki enerji büyüklüğünü (magnitüd) ifade ettiğinden “7.0 şiddetinde deprem” değil, “7.0 büyüklüğünde deprem” demek doğrudur. Bu ayrım yalnızca dilbilgisel bir incelik değildir; depremi doğru anlamak, risk değerlendirmeleri ve mühendislik hesapları açısından da kritik önem taşır.

Bu yazıda iki kavramı birbirinden kesin çizgilerle ayıracak, her birinin nasıl ölçüldüğünü tüm teknik boyutlarıyla açıklayacak, büyüklük ölçeklerinin tarihsel gelişimini ve Türkiye özelinde uygulamalarını ele alacağız.


Temel Tanımlar: İki Kavramın Özü

Depremin Büyüklüğü (Magnitüd)

Depremin büyüklüğü; deprem sırasında odak noktasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsüdür. Kritik olan şu noktadır: Büyüklük, enerjinin kaynaktaki miktarını ölçer. Bu nedenle aynı depremin büyüklüğü nerede ölçülürse ölçülsün teorik olarak tek bir değer verir; büyüklük coğrafi konuma göre değişmez.

Depremin büyüklüğü, ölçümün nerede yapıldığına bağlı olarak değişmez. İstanbul’da kurulan bir sismograf ile Ankara’daki bir sismografın kaydettiği dalga genliklerinden yapılan hesaplamalar, mesafe düzeltmeleri uygulandıktan sonra aynı büyüklük değerine ulaşır. Büyüklük ölçümüyle tek bir deprem için tek bir büyüklük belirlenebilir.

Büyüklük nesnel, aletsel ve karşılaştırılabilir bir ölçüdür; sismograf verisiyle elde edilir.

Depremin Şiddeti

Depremin şiddeti; herhangi bir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği belirli bir noktadaki etkisinin ölçüsüdür. Diğer bir deyişle şiddet, depremin yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür.

Şiddet gözlemsel ve görecelidir: Aynı depremin şiddeti, episantra olan uzaklığa, yerel zemin koşullarına, yapı stoğuna ve odak derinliğine bağlı olarak farklı noktalarda farklı değerler alır. Bir deprem için farklı şiddet değerleri belirlenebilirken, büyüklük değeri tekil ve sabit bir sayıdır.

Şiddet depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekle beraber, deprem dolayısıyla oluşan hasarı ilgili etkenlere bağlı olarak yansıtır.

Farkın Özeti

Büyüklük, depremin kaynağında ne kadar enerji açığa çıktığını söyler — sabit ve objektiftir. Şiddet, o enerjinin belirli bir yerde ne kadar hissedildiğini ve ne kadar hasar yaptığını söyler — değişkendir ve gözleme dayanır.


Deprem Büyüklüğünü Ölçmek: Magnitüd Ölçekleri

Tarihsel süreçte birçok büyüklük ölçeği geliştirilmiştir. Her biri farklı dalga türlerine, farklı uzaklık aralıklarına ve farklı deprem büyüklüklerine göre optimize edilmiştir. Bu ölçeklerin hepsini ve aralarındaki farkları anlamak, deprem haberlerini doğru yorumlamak açısından önemlidir.

Sismograf: Ölçümün Teknolojik Temeli

Büyüklük hesaplamasında kullanılan ham veri, sismograf (ya da sismometre) cihazlarından elde edilir. Sismograflar, zeminin titreşimini kaydeden hassas aletlerdir. Çıkardıkları kayıt olan sismogram, zaman ekseninde yerkabuğunun hareketini gösterir. Bu kayıttaki dalga genliklerini ve varış zamanlarını analiz ederek büyüklük hesaplanır.

Sismograf cihazı ve sismogram kaydı

Görsel 1 - Bir sismograf cihazı ve zeminin titreşimini gösteren sismogram çıktısı

Modern sismograflar, yalnızca birkaç nanometre büyüklüğündeki zemin hareketlerini bile kaydedebilir. Türkiye’de AFAD ve Kandilli Rasathanesi bünyesindeki yüzlerce sismograf istasyonu gerçek zamanlı veri üretmektedir.

Yerkabuğunda oluşan dalgalanmalar sismometre adlı cihazlar kullanılarak ölçülüyor. Deprem ne kadar büyükse, yer o denli fazla sallanır ve sismogramda da o kadar büyük genlikli titreşimler kaydedilir.

Richter Ölçeği (ML — Yerel Büyüklük)

Küresel çapta kullanılmaya başlanan bu ölçek, 1935 yılında Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde görevli Charles Francis Richter ve Beno Gutenberg adlı iki araştırmacı tarafından geliştirildi.

Richter’in orijinal tanımı teknik açıdan şöyledir: Episantrdan 100 km uzaklıkta, sert zemine yerleştirilmiş özel bir Wood-Anderson torsiyon sismografıyla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye olan) kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden ölçülen maksimum genliğinin 10 tabanına göre logaritması, o depremin büyüklüğüdür. 100 km’de 1 mikrometre genlik oluşturan depremin büyüklüğü 0 (sıfır) kabul edilmiştir.

Logaritmik Yapı ve Enerji Artışı

Richter ölçeğinin en kritik özelliği logaritmik yapısıdır. Bunu anlamak, depremlerin gerçek gücünü kavramak açısından hayati önem taşır:

  • Her 1 birimlik büyüklük artışında yer hareketi genliği 10 kat artar.

  • Aynı artışta açığa çıkan enerji ise yaklaşık 31,6 kat (10¹·⁵ ≈ 31.6) büyür.

Dolayısıyla:

Tablo 1 — Büyüklük Farkına Göre Yer Hareketi ve Enerji Değişimi

Büyüklük FarkıYer Hareketi FarkıEnerji Farkı
1 birim10 kat~32 kat
2 birim100 kat~1.000 kat
3 birim1.000 kat~31.600 kat
4 birim10.000 kat~1.000.000 kat

Bu tablo, büyüklükteki küçük görünen sayısal farkların arkasında ne denli devasa enerji farklarının yattığını açıkça ortaya koyar. ML 7.0 büyüklüğündeki bir deprem, ML 4.0 büyüklüğündeki bir depremi 1.000 kat büyük yer hareketi ve yaklaşık 32.000 kat daha fazla enerji anlamına gelir.

Richter Ölçeğinin Sınırlılıkları

Richter ölçeği, Güney Kaliforniya’daki depremlerden alınan veriler doğrultusunda geliştirildiğinden başka yerlerde doğru sonuç vermiyordu. Uzakta ve derinde gerçekleşen, büyüklüğü 7’den fazla olan depremlerin ölçümünde yetersizdi.

Sorunun teknik adı “doyum (satürasyon)” problemidir: ML ölçeği yaklaşık 6.5–7.0 büyüklük düzeyinde doyuma ulaşır ve bu değerin üzerindeki depremler için gerçek enerji miktarını yansıtmaz, sistematik olarak olduğundan küçük değer verir. Bu nedenle büyüklüğü 8’den fazla olan depremler Richter ölçeği ile doğru ölçülemez; bu tür depremler için başka yöntemler kullanılmaktadır.

Yüzey Dalgası Büyüklüğü (Ms) ve Cisim Dalgası Büyüklüğü (mb)

Richter’in yetersizliklerini gidermek için sonraki on yıllarda ek ölçekler geliştirildi:

Ms (Yüzey Dalgası Büyüklüğü): Beno Gutenberg tarafından 1945’te geliştirildi. Yüzey dalgalarının (özellikle Rayleigh dalgalarının) 20 saniye periyot çevresindeki genliklerini temel alır. Orta büyüklükteki sığ depremler için uygundur.

mb (Cisim Dalgası Büyüklüğü): P ve S cisim dalgalarının kısa periyot genliklerini kullanır. Derin odaklı depremler için Ms’e göre daha uygun sonuçlar verir. Nükleer patlama tespitinde de sismoloji kurumları tarafından kullanılmıştır.

Moment Magnitüd Ölçeği (Mw): Modern Standart

Moment magnitüd ölçeği, 1979 yılında Japon sismolog Hiroo Kanamori ve Amerikalı sismolog Thomas C. Hanks tarafından geliştirilmiştir. Günümüzde sismoloji dünyasının standart büyüklük ölçeği olan Mw; önceki ölçeklerin temel problemi olan doyum sorununu ortadan kaldırmıştır.

Sismik Moment (M₀): Fiziksel Temel

Mw hesabının çıkış noktası sismik moment (M₀) adı verilen fiziksel büyüklüktür. Sismik moment hesabı; fay hattındaki kayma miktarı, kırılan fay alanının boyutu ve kayma sırasında açığa çıkan enerji miktarı gibi faktörleri bir araya getirir.

Matematiksel olarak:

M₀ = μ × A × D

  • μ: Kayacın rijitliği (makaslama modülü)

  • A: Kırılan fay yüzeyinin alanı (m²)

  • D: Fay düzlemi boyunca gerçekleşen ortalama kayma miktarı (m)

Sismik moment ve büyüklük ölçeği karşılaştırması

Görsel 2 - Sismik moment (M₀) ile moment büyüklüğü (Mw) arasındaki ilişki

Bu üç parametrenin çarpımı, fiziksel bir moment birimi olan Newton·metre (N·m) cinsinden sismik momenti verir. Büyük bir depremde bu değer son derece büyük olduğundan, kullanım kolaylığı için logaritmik bir dönüşümle Mw’ye çevrilir:

Mw = (2/3) × log₁₀(M₀) − 6.07

Mw Neden Üstündür?

Moment büyüklüğü ölçeği, büyük ve yıkıcı depremlerin (magnitüdü 8’den büyük) güvenilir biçimde ölçülebildiği tek ölçektir. Bunun nedeni, Mw’nin temelini dalga genlik ölçümlerine değil, fayın fiziksel kırılma sürecine dayandırmasıdır. Fay ne kadar büyük bir alanda kırılırsa, ne kadar fazla kayarsa, Mw o kadar büyük çıkar — üst limit yoktur.

Moment büyüklük ölçeği, fayın geometrisini ve fayın makaslama modülünü de hesaba kattığı için diğer ölçek türlerine kıyasla depremin toplam enerji salınımını çok daha doğru şekilde ortaya koyar.

Pratik bir örnek: 1960 Şili depremi, o dönemki Ms ölçeğiyle 8.5 olarak ölçülmüştü. Daha sonra Mw ile yeniden hesaplandığında gerçek büyüklüğünün 9.5 olduğu anlaşıldı — aradaki bu 1.0 birimlik fark, yaklaşık 32 kat fazla enerji anlamına gelir. Ms ölçeği sistematik olarak olduğundan küçük bir değer vermişti.

Bugün AFAD, Kandilli Rasathanesi ve USGS başta olmak üzere tüm uluslararası sismoloji kurumları büyük depremler için Mw ölçeğini standart kabul etmektedir.

Diğer Büyüklük Türleri

Günlük pratikte sismoloji kurumlarının duyurularında birden fazla büyüklük değeri görülebilir. Türkiye’de özellikle küçük depremlerde sıkça karşılaşılan Md (Süre Büyüklüğü), sismik dalgaların kaydedilme süresini esas alır ve otomatik olarak hızla hesaplanabildiğinden ilk bildirimde kullanılır. Bu nedenle bir depremden sonra kurumların başlangıçta açıkladığı değer ile sonradan revize edilen değer arasında fark oluşabilir: İlk değer çoğunlukla Md veya ML bazlı otomatik hesapken, günler içinde Mw bazlı daha doğru değer açıklanır.

Mw=7.4 olan 17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminin Kandilli Rasathanesi tarafından ilk rapor edilen magnitüd değeri Md=6.7 olarak verilmiştir. Bu, büyük depremlerde iki ölçek arasındaki pratikte ciddi farka çarpıcı bir örnektir.


Deprem Şiddetini Ölçmek: Şiddet Cetvelleri

Büyüklük ölçekleri tamamen aletsel ve matematiksel olduğu hâlde, şiddet cetvelleri gözlemsel ve tanımlayıcıdır. Her şiddet derecesi, insanların depremi nasıl hissettiğini, yapılarda ne tür hasarlar oluştuğunu ve arazide hangi etkilerin görüldüğünü tarif eder.

Şiddet Cetvellerinin Tarihi

Şiddet değerlendirmesinin tarihi büyüklük ölçümünden çok daha eskiye dayanır. 19. yüzyıl sonlarında kullanılan Rossi-Forel ölçeği, binaların sallanma şiddetine ve hasarına göre 10 düzeyli bir sınıflama yapıyordu. Günümüzde kullanılan Değiştirilmiş Mercalli Ölçeği ve Avrupa Makrosismik Ölçeği de bu ölçekten uyarlanan, benzer mantıkta ama daha ayrıntılı cetvellerdir.

Değiştirilmiş Mercalli Şiddet Ölçeği (MMI)

Depremin şiddetini tespit etmek için en yaygın kullanılan ölçek, değiştirilmiş Mercalli şiddet ölçeğidir. 1902’de ilk defa Giuseppe Mercalli tarafından ortaya konan ölçek, 1931 yılında Harry Wood ve Frank Neumann tarafından geliştirilerek bugünkü hâlini aldı.

Mercalli ölçeği Roma rakamlarıyla I’den XII’ye kadar 12 düzey içerir. Her düzey ayrıntılı gözlemsel tanımlarla belirlenmiştir (Aşağıdaki interaktif tabloya tıklayabilirsiniz):

Şiddetlerin V ve daha küçük olanları genellikle yapılarda hasar meydana getirmez. VI–XII arasındaki şiddetler ise depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma, yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir.

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve merkez üssü Pazarcık olan 7.7 büyüklüğündeki depremin şiddeti Mercalli ölçeği ile XI, merkez üssü Elbistan olan 7.6 büyüklüğündeki depremin şiddeti ise X olarak belirlendi.

MSK Ölçeği (Medvedev–Sponheuer–Karnik)

Avrupa’da ve eski Sovyet coğrafyasında yaygın olarak kullanılan MSK ölçeği de 12 derecelidir ve Mercalli ölçeğiyle büyük ölçüde örtüşür. Türkiye’de tarihsel deprem şiddet değerlendirmelerinde MSK ölçeğine sıkça başvurulmuştur.

MSK ölçeğinin Mercalli’den temel farkı, yapı sınıflandırmasını daha ayrıntılı yapmasıdır. Yapılar A, B, C olmak üzere üç inşaat kalitesi grubuna ayrılmış; hasar ise “bireysel hasar”, “çoğunluk hasarı” ve “genel hasar” gibi kategorilere bölünmüştür. Bu ayrıntı, şiddet değerlendirmesinin yapı stoğuna göre daha tutarlı sonuç vermesini sağlar.

Avrupa Makrosismik Ölçeği (EMS-98)

1998’de yürürlüğe giren EMS-98, Avrupa ülkelerinde standart olarak benimsenmiş çağdaş şiddet ölçeğidir. Mercalli Ölçeği ve MSK ölçeğiyle benzer bir mantık taşır; ancak çok daha ayrıntılıdır. EMS-98’in getirdiği en önemli yenilik, yapı kırılganlık sınıflandırmasını (A’dan F’ye kadar 6 sınıf) sistematik biçimde deprem şiddet değerlendirmesine entegre etmesidir. Böylece aynı sarsıntı düzeyindeki farklı yapı kalitelerindeki binaların beklenen hasar düzeyi net tablolar hâlinde tanımlanmıştır.

İzoseist Haritaları: Şiddetin Coğrafi Dağılımı

Bir depremden etkilenen bölgede farklı noktalarda gözlenen şiddet değerleri toplanarak, aynı şiddet değerlerinin birleştirildiği eğri hatlar olan izoseist (eşşiddet) eğrileri oluşturulur. Bu eğriler haritaya işlendiğinde izoseist haritası elde edilir.

İzoseist eşşiddet eğrileri haritası

Görsel 3 - İzoseist (eşşiddet) eğrileri: aynı şiddet değerlerini birleştiren kontur haritası

İzoseist haritaları, depremin hasar dağılımını coğrafi olarak görselleştirir ve şu konularda değerli bilgiler sunar:

  • Yüzey yırtığının konumu ve uzunluğunun doğrulanması

  • Zemin etkisinin belirlenmesi (yumuşak zemin bölgelerinde şiddetin neden uzak noktalarda bile yüksek çıktığını anlamak)

  • Gelecekteki yapı yönetmeliklerine ve mikrozonlama çalışmalarına girdi sağlamak


Büyüklük ve Şiddeti Belirleyen Faktörler

Büyüklüğü Belirleyen Faktörler

Bir depremin büyüklüğü yalnızca fay kırılmasının fiziksel parametrelerine bağlıdır:

Fay kırılma alanı (A): Kırılmanın kaç km² yüzey üzerinde yayıldığı. Büyük depremlerde bu alan binlerce km²’ye ulaşabilir. 2023 Kahramanmaraş depreminde kırılma yüzeyi yaklaşık 300 km uzunluğa ulaştı.

Ortalama kayma miktarı (D): Fay iki yakasının birbirine göre ne kadar hareket ettiği. Mw 7 üstü depremlerde tipik olarak 3–10 metreye ulaşabilir.

Kayacın rijitliği (μ): Kırılan kayacın makaslama modülü. Yerkabuğu için sabit sayılabilir; ancak derinlikle birlikte değişir.

Bu üç faktörün çarpımından elde edilen sismik moment M₀, büyüklüğü belirler.

Şiddeti Belirleyen Faktörler

Şiddet, büyüklükten bağımsız olarak çok daha fazla değişken içerir:

Episantr uzaklığı: Deprem kaynağından uzaklaştıkça sismik dalgalar sönümlenir ve şiddet düşer. Bu nedenle aynı deprem episantrda XII şiddetinde hissedilirken 500 km uzakta IV şiddetinde kalabilir.

Odak derinliği: Sığ odaklı (0–30 km) depremler, aynı büyüklükteki derin odaklı depremlere göre yüzeyde çok daha yüksek şiddet üretir; çünkü enerji daha az sürtünme ve mesafe kayıplarıyla yüzeye ulaşır. Magnitüdü aynı olan iki depremden sığ olanı daha çok hasar yaparken, derin olanı daha az hasar yapacaktır.

Deprem odağı (hiposantr) ve merkez üssü (episantr) derinlik şeması

Görsel 4 - Odak derinliğinin şiddet üzerindeki etkisi: sığ odaklı depremler yüzeyde daha büyük hasar üretir

Yerel zemin koşulları: Şiddeti etkileyen en kritik faktörlerden biridir. Sert kaya zemin üzerindeki yapılar, yumuşak alüvyal zemin üzerindekilere göre genellikle daha az hasar görür. Bunun nedeni, yumuşak zeminlerin sismik dalgaların genliğini büyütmesi (amplifikasyon) ve titreşim periyotlarını uzatmasıdır.

1999 İzmit depreminde Adapazarı’nın yumuşak alüvyal zemini, episantra kıyasla çok daha şiddetli hasara sahne oldu. 2020 İzmir (Samos) depreminde ise Bayraklı gibi dolgu zemin üzerindeki mahalleler, benzer zemin mesafesindeki kaya zemin bölgelerine kıyasla çok daha yüksek şiddet ve hasar yaşadı.

Yapı stoku ve kalitesi: Aynı sarsıntı altında depreme dayanıklı bir yapı ile kuralsız inşa edilmiş bir yapının uğradığı hasar birbirinden çok farklı olabilir. Bu nedenle şiddet cetvelleri yapı kalitesini de sınıflandırma kriterleri arasına almıştır.

Fay kırılma yönü: Fay kırılması bir yönde ilerlerken, kırılmanın ilerlediği yöne bakan bölgeler diğer yönlere kıyasla daha güçlü sismik dalgalar alır. Bu etki, aynı episantr uzaklığındaki iki noktada şiddet farkı yaratabilir.

Topografya: Tepelerin zirvelerinde ve sarp yamaçlarda sismik dalgalar topografik yansıma ve odaklanma nedeniyle güçlenebilir; bu etki “topografik amplifikasyon” olarak adlandırılır.


Tarihsel Perspektif: Dünyanın En Büyük Depremleri

Mw ölçeğiyle yeniden değerlendirilen tarihsel veriler, bazı çarpıcı karşılaştırmalar ortaya koyar:

1960 Şili depremi (Valdivia Depremi), kaydedilmiş en büyük deprem olup 9.5 büyüklüğündedir. Bu deprem sırasında yaklaşık 34.3 trilyon kilogram enerji açığa çıkmıştır. Kıyas olması açısından: insanlığın test ettiği en güçlü nükleer bomba olan Tsar Bomba yaklaşık 50 milyar kilogram enerji eşdeğerine sahiptir. Yani 1960 Şili depremi, Tsar Bomba’nın yaklaşık 686 katı enerji üretmiştir.

Tablo 2 — Tarihin En Büyük Depremleri (Mw Ölçeği)

DepremTarihMwÜlke
Valdivia19609.5Şili
Alaska (Good Friday)19649.2ABD
Sumatra-Andaman20049.1Endonezya
Tōhoku20119.0Japonya
Kamçatka19529.0Rusya
Maule20108.8Şili
Kocaeli19997.6Türkiye
Kahramanmaraş20237.8Türkiye

Büyüklük ve Şiddetin Tasarıma ve Mühendisliğe Yansıması

Deprem mühendisliği açısından her iki kavram ayrı işlevler üstlenir:

Büyüklük (Mw), olasılıksal deprem tehlike analizlerinde temel girdi parametresidir. “Bu bölgede 50 yılda %10 aşılma olasılığıyla kaç büyüklüğünde bir deprem beklenir?” sorusunun yanıtı, büyüklük-tekrarlanma istatistikleri (Gutenberg-Richter bağıntısı) üzerinden elde edilir.

Şiddet, tarihi hasar kayıtları ve kırılganlık eğrileri aracılığıyla mevcut yapı stoğunun risk analizinde kullanılır. “Bu bölgedeki yapıların X şiddetinde ne kadarı hasar görür?” sorusu, şiddet-hasar ilişkileriyle yanıtlanır.

TBDY 2018’de deprem tehlikesi spektral ivme katsayıları (SS, S1) cinsinden tanımlanmaktadır. Ancak bu katsayılara ulaşılmasını sağlayan arka plandaki tehlike analizinde, tarihsel ve aletsel deprem kataloglarındaki Mw değerleri ile zemin büyütme etkileri (şiddet belirleyicilerinden biri) birlikte kullanılmaktadır.